5 Nisan 2014 Cumartesi
Merhaba. .
Nicedir şöyle ağız dolusu sö..yleyemedim içimde var olan cümleleri. Bu yüzden biraz hırslı, biraz sinirli ve oldukça kaygılıyım!Komik şeyler oluyor şu sıralar. Anlatsam inanmazsın blogcan. Neyse çok sayesete girmeyeceğim, hanimiş benim duygusal ilhamım. .
Biraz süreğen bi yaşantı sarmaladı etrafımızı. İşe git eve gel derken bir renk katalım dedik ve koltuğumuza üçüncü karpuzu da yerleştirdik. Şimdilik sıkıntı yok, sınavlar yaklaşınca bak sen bizdeki korkuya, heyecana :))
Nefretim taşıyor biraz gözlerimden farkındayım. Bazı şeylerden tiksindirdi insancıklar beni; yine de gülüyor, güldürüyorum. Sen de gül.
Büyüdükçe nelere de şahit oluyoruz böyle. Ne kadar saf kalıyorum bazen ne kadar alık, anlatamam. Sonra kötü kötü şeyler geliyor aklıma, çekiyorum kulaklarımı. Ama bakıyorum aklıma gelenin başıma gelmesini geçtim aklıma gelmeyen kötülükler çıkıveriyor karşıma. .
Midem bulanıyor blogcan. Kustukça değişik suratlar, kustukça ağır laflar çıkıyor içerimden bi yerden. .
Ne güzeldik öğrenciyken. Tek derdimiz fotokopiye verdiğimiz onca paraydı. O notlarda yazmayan şeyler çıktı karşımıza işe başladığımızda.
Ne hayallerimiz vardı değil mi seninle? Yazdıkça dökülürdü cümleler de, ertesi gün okuduğumda ben bile inanmazdım onları benim yazdığıma.
Farklı şehirlerde yumdum gözlerimi son 10 yılda. Her sabah yeniden doğdu güneş benim için. Kimler çıktı karşımıza ne güzel dostluklar ne sahte yüzler. Çok özlediğim dostlarım. Dost sandıklarım. Yalanlarının doğrusunu adım gibi bildiğim dostlar işte. :))
Şimdi iki kişilik yaşıyoruz çoğumuz hayatımızı. Bir 'evet'le değiştirdik yolumuzu. Hiç irtibatı kesmeyeceğiz diye sözler verirken, yitip gidenlerin yokluğunu bile umursamaz olduk. O zamanlar 'büyük eksiklik olur hayatımda' hissi, diğer yarını bulduktan sonra 'adam sen de'ye döndü cümleler. Güzel de oldu.
Varlığıyla hayatıma renk katan dostlarım yanıbaşımda şimdi. Elimi uzattığımda hep yanımda.
Daha ne ister ki yürek?
Kim bilir kimlerin hayallerini yaşıyorum şimdilerde. Sahip olmak için sahip olduklarıma, kim bilir kimler neleri feda ederdi.
Çok şükür. . .
Binlerce şükür Tanrı'ya!
Öpücük
3 Aralık 2013 Salı
Sürpriz! ! :)
Blogcanım....Geldim işte.
Geldik.
Eş olduk biz. Yar olduk birbirimize.
Yardan düştük, dertlendik. . En mutsuz anlarımızda bi baktık ki, yine bir diğerimiz var yanımızda. .
Sevdaya düştük. Yeniledik yüreciğimizi.
Önce kendimize bile itiraf edemedik, sonra döküldü her seferinde dilimizden sevgi sözcükleri. Sonra güldük.
Çok güldük.
Sessizliğe büründük kimi zaman.Sessizliği paylaşırken bile gürültü yaptık. Ama paylaşmayı bildik.
Söz verdik. .
En duyulmaz melodiler fısıldandı kulaklarımıza, aldırmadık. Bi sarıldık, dökülüverdi dertler yüreğimizden çok aşağılara.
Koşuverdik düşmesin ellerimizden diye sevdamız. 2. yılımızı evlilikle taçlandırdık.
Evlendik. .
Hiç biyerde bulamadığımız huzuru yerleştirdik baş köşeye. Sevdamızı çerçeveledik. .
Blogcan. .
Gelemeyişlerimin haklı sebeplerine say bunları. Gördün ya işim çoktu.
Herşeyi yoluna koymam gerekiyordu, gözükara bir kararlılıkla.
Sanırım bu kez başardım.
Notaları yarım bıraktığım gibi, renkleri yarım bıraktığım gibi, dersleri yarım bıraktığım gibi değil.
Bu sefer layığıyla yaptım bu işi. .
Çok Sevdim! SEVEBİLDİM!
6 Mayıs 2012 Pazar
kardof'la gezi :))
Pazar pazar erkenden kalkmanın verdiği hazla kalkıp sıcacık yataklarımızdan Kardof binasının yolunu tuttuğumuzda hala uyuyorduk. Evet :))
Sıkmaları mideye indirip, koyulduk yola, 'Saklı Cennet'leri keşfetmek için.
Ersin abi, beklentilerimizi olabildiğince düşürüp, gördüğümüz kupkuru manzaraya razı olmamızı sağladığında keşke uyusaydım diye hayıflandığımı itiraf etmeliyim. Lakin Gödet'e vardığımızda orada bir 'Cennet' saklandığını anladım.
Ersin abinin önderliğinde tırmanışa başladığımızda, köyün gençleri (bknz: fotoğraflar :) ) eşliğinde Gödet'i tüm güzelliğiyle önümüze serdi dağın zirvesi. İlerledikçe dehşet verici güzelliğiyle kanyon uzandı karşımızda. Kale'ye varan yolda Alper'in damardan şarkıları, kuşların cıvıltıları ve deklanşör sesleri duyuluyordu. Ayşe'nin yaramazlıkları, Betül'ün korku bilmez fotoğraf sevdası, Emrah'ın çantasındaki meyve suyu kanyonu renklendiren en önemli faktörlerdendi.
Kanyon'dan aşağı inmek ürkütücü görünse de uzaktan bize, yürüdükçe küçüldü patikalar. Yürüdükçe dostluklar derinleşti. . Yürüdükçe küçüldük biz, bir cennet büyüdü.
Kaledeyken yalnız sesini duyduğumuz dereye vardığımızda, bambaşka bir dünya serildi önümüze. Tahtadan yapılmış derme çatma köprülerden geçtik. Bulduğumuz en sıcak alana oturup güneşe karşı piknik yaptık. Fevzi'nin annesinin yaptığı leziz sandviçlerin hepsini yedik ve Emrah'ın meyve suyundan ona hiç bırakmadan içtik. İsmail abinin acı sosuyla yandık, Zehra'nın yüksek faktörlü kremleriyle kendimizi koruduk. (Şu anda yüzüm kıpkırmızı ve yanıyorummmm!)
Köye dönerken Elzem'i faka(!?) bastıran Selman'ın sesi duyuldu: Elzem boka bastııııııığğğ! :)) Yol boyunca Elzem'le dalga geçip, yolun sonunda bir köpeğin tok sesiyle ürküp kol kola köye vardık :).
Misafirperver köy sakinleri, yüzü kırışmış ama yüreği taptaze teyzeler. Ve inanılmaz güzel köy çocukları.
'Haydi eve' diyen karabulutlar asınca yüzünü bize, 'ayıboğan' abimizin kullandığı servisteki yerlerimizi aldık ve yarın çalışmak üzere, hepimiz kendi cehennemimize doğru yol aldık.
Ve ben...
Bir kez daha tanıklık ettim Tanrı'nın büyüklüğüne. Ve şükrettim, Ersin abinin, İsmail abinin, Selman'ın, Ayşe'nin, Betül'ün, Gülşah hocanın, Kristi'in, Emrah'ın, Elzem'in, Fevzi'nin, Alper'le Ayşe'nin, Önder'in, Mustafa hocanın, Tayyar'ın varlığına. .
Yeni cennetlere. .
Sevgiyle
Pınar
Sıkmaları mideye indirip, koyulduk yola, 'Saklı Cennet'leri keşfetmek için.
Ersin abi, beklentilerimizi olabildiğince düşürüp, gördüğümüz kupkuru manzaraya razı olmamızı sağladığında keşke uyusaydım diye hayıflandığımı itiraf etmeliyim. Lakin Gödet'e vardığımızda orada bir 'Cennet' saklandığını anladım.
Ersin abinin önderliğinde tırmanışa başladığımızda, köyün gençleri (bknz: fotoğraflar :) ) eşliğinde Gödet'i tüm güzelliğiyle önümüze serdi dağın zirvesi. İlerledikçe dehşet verici güzelliğiyle kanyon uzandı karşımızda. Kale'ye varan yolda Alper'in damardan şarkıları, kuşların cıvıltıları ve deklanşör sesleri duyuluyordu. Ayşe'nin yaramazlıkları, Betül'ün korku bilmez fotoğraf sevdası, Emrah'ın çantasındaki meyve suyu kanyonu renklendiren en önemli faktörlerdendi.
Kanyon'dan aşağı inmek ürkütücü görünse de uzaktan bize, yürüdükçe küçüldü patikalar. Yürüdükçe dostluklar derinleşti. . Yürüdükçe küçüldük biz, bir cennet büyüdü.
Kaledeyken yalnız sesini duyduğumuz dereye vardığımızda, bambaşka bir dünya serildi önümüze. Tahtadan yapılmış derme çatma köprülerden geçtik. Bulduğumuz en sıcak alana oturup güneşe karşı piknik yaptık. Fevzi'nin annesinin yaptığı leziz sandviçlerin hepsini yedik ve Emrah'ın meyve suyundan ona hiç bırakmadan içtik. İsmail abinin acı sosuyla yandık, Zehra'nın yüksek faktörlü kremleriyle kendimizi koruduk. (Şu anda yüzüm kıpkırmızı ve yanıyorummmm!)
Köye dönerken Elzem'i faka(!?) bastıran Selman'ın sesi duyuldu: Elzem boka bastııııııığğğ! :)) Yol boyunca Elzem'le dalga geçip, yolun sonunda bir köpeğin tok sesiyle ürküp kol kola köye vardık :).
Misafirperver köy sakinleri, yüzü kırışmış ama yüreği taptaze teyzeler. Ve inanılmaz güzel köy çocukları.
'Haydi eve' diyen karabulutlar asınca yüzünü bize, 'ayıboğan' abimizin kullandığı servisteki yerlerimizi aldık ve yarın çalışmak üzere, hepimiz kendi cehennemimize doğru yol aldık.
Ve ben...
Bir kez daha tanıklık ettim Tanrı'nın büyüklüğüne. Ve şükrettim, Ersin abinin, İsmail abinin, Selman'ın, Ayşe'nin, Betül'ün, Gülşah hocanın, Kristi'in, Emrah'ın, Elzem'in, Fevzi'nin, Alper'le Ayşe'nin, Önder'in, Mustafa hocanın, Tayyar'ın varlığına. .
Yeni cennetlere. .
Sevgiyle
Pınar
8 Şubat 2012 Çarşamba
aslında içimde birikmiş bir çok şeyi dışavuramamak...
Selaam,
Çok oldu yazmayalı ama sık sık seni ziyaret ettiğimi bilmeni isterim blogcan. Tamam neyse.
Çok gezdim, çok gördüm, çok güldüm ve evet çok üzüldüm bu zaman zarfında. Ama geçiyor herşey, geçiveriyor. 'Hiç bitmez' dediğin, 'herkesten fazla' diye hayıflandığın ve herkesin çektiğini hor görüp sahip olduğunu herkesinkinden fazlaymışçasına yerküre merkezine koyduğun günlerdeki o sıkıntıların aslında tırt olduğunu anlıyor ve kendine gülüyorsun.
Ne zamandır deniyorum yazmayı ama bir türlü iki satırı bir araya getiremedim evet itiraf ediyorum. Ben anladım ki mutlu olduğum zamanlarda yazamıyorum. Yani toparlayamıyorum bir türlü ne yazmak istediğimi (üstteki cümleden de anlaşılacağı üzre). . . Eskiden yazdığım zaman 'kızııım bak yeni şaheser' edalarıyla odasına daldığım ev arkadaşlarım olmadığından mıdır bilmem, yazdıklarımda da pek bir edebi hava esmiyor artık. Zaten mektuplarımı saklayan dostum da olmadı hiç. Günlüğümü saklayanlar hariç :))
Sahi aklıma geldi de, cümlelerim nerelere gitti benim? Hayallerim vardı içime sığmayan hani. Ben nasıl da vazgeçtim bi çok şeyden değil mi? Bu gün kıpırtılar vardı aslında yüreciğimin bi kenarında. Okurken hayaller kurdum bi ders kitabını. İnanamadın değil mi? Ders kitabıydı bana hayaller kurduran. Olsundu ki, en azından hala hayal kurabildiğimi hatırlamış oldum ve bana güven: bunu hatırlamam çok iyi oldu.
k3l3b3k gönlümde, pır pır eden bir renk keşfettim de, şimdilik sır bu, kendime bile söylemiyorum, ona söyler diye.
Ve başardıklarımı gördüğünde sen bile şaşıracaksın eğer ben mutluluklarım arasına seni sıkıştırabilir de yazarsam. Senin için de zor değil mi? Ben yazdıkça nefes alıyor, ben yazdıkça var oluyor, büyüyorsun.
Oysa;
Keşke ellerin olsaydı senin..
Ve kolların. .
Bazen şefkate ihtiyacım oluyor da benim.
Çok oldu yazmayalı ama sık sık seni ziyaret ettiğimi bilmeni isterim blogcan. Tamam neyse.
Çok gezdim, çok gördüm, çok güldüm ve evet çok üzüldüm bu zaman zarfında. Ama geçiyor herşey, geçiveriyor. 'Hiç bitmez' dediğin, 'herkesten fazla' diye hayıflandığın ve herkesin çektiğini hor görüp sahip olduğunu herkesinkinden fazlaymışçasına yerküre merkezine koyduğun günlerdeki o sıkıntıların aslında tırt olduğunu anlıyor ve kendine gülüyorsun.
Ne zamandır deniyorum yazmayı ama bir türlü iki satırı bir araya getiremedim evet itiraf ediyorum. Ben anladım ki mutlu olduğum zamanlarda yazamıyorum. Yani toparlayamıyorum bir türlü ne yazmak istediğimi (üstteki cümleden de anlaşılacağı üzre). . . Eskiden yazdığım zaman 'kızııım bak yeni şaheser' edalarıyla odasına daldığım ev arkadaşlarım olmadığından mıdır bilmem, yazdıklarımda da pek bir edebi hava esmiyor artık. Zaten mektuplarımı saklayan dostum da olmadı hiç. Günlüğümü saklayanlar hariç :))
Sahi aklıma geldi de, cümlelerim nerelere gitti benim? Hayallerim vardı içime sığmayan hani. Ben nasıl da vazgeçtim bi çok şeyden değil mi? Bu gün kıpırtılar vardı aslında yüreciğimin bi kenarında. Okurken hayaller kurdum bi ders kitabını. İnanamadın değil mi? Ders kitabıydı bana hayaller kurduran. Olsundu ki, en azından hala hayal kurabildiğimi hatırlamış oldum ve bana güven: bunu hatırlamam çok iyi oldu.
k3l3b3k gönlümde, pır pır eden bir renk keşfettim de, şimdilik sır bu, kendime bile söylemiyorum, ona söyler diye.
Ve başardıklarımı gördüğünde sen bile şaşıracaksın eğer ben mutluluklarım arasına seni sıkıştırabilir de yazarsam. Senin için de zor değil mi? Ben yazdıkça nefes alıyor, ben yazdıkça var oluyor, büyüyorsun.
Oysa;
Keşke ellerin olsaydı senin..
Ve kolların. .
Bazen şefkate ihtiyacım oluyor da benim.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
ona günlük...
Sevdiğim...
Hayat o kadar karıştu ki. Yalnız bıraktı bu şehir beni son günlerde. Heryerde tanıdık yabancılar...
Her bakıştan korkar oldum. Sen de yoksun ya nicedir, belki gelirsin diye hep hazır oturuyorum. Her telefon sesinde heyecanlanıyor gözbebeklerim.
Yoksun...
Kimbilir, olmak istediğim yerde kimler vardır şimdi. Varlığında bıraktığın boşluklar daha can yakıcıydı belki; ama... şimdi sen yoksun ya, hiç olmayacaksın ya, nasıl acıyor sol yanım her uyandığımda bi bilsen!
Sevdiğim...
Çok yalnız bıraktı bu şehir beni.
Attığım her adımda seni aklıma getiriyor...
Kızıyorum!
21 Haziran 2011 Salı
denklem delisi. .
darmadağınık hayatımın, darmadağınık odasından merhaba.
ne toplayacak dermanım var işin aslı her ikisini de, ne de içimde buna beni iten bir istek. herşey olduğu yerde kalsın istiyorum. herşey ama!
zaman donsun. şu an masamın üzerinde hiç işime yaramayacak şeyler var, kalsınlar. işime yaramasınlar ve de asla. yatağımın üzeri baştan savma örtülü kalsın hep böyle, içinden çıktığım belli olsun hep. sıcak kalmasın, yalnızlığımla ısınsın. sorular sormaya hazır kitaplarım günlerdir kapağı açılsın diye bekliyor, onlar da beklesin. ben istemiyorum.
acıkan karnım. . aramamı bekleyen dostlar. . temizlenmek üzere sepete atılmış kirliler. . iki gündür gözümden çıkarmadığım ve çıkmak için bas bas bağıran lensler. . bitmiş parfüm şişesi. . içinde kalemden başka herşey olan kalemlik. . hiç bakmadığım takvimim. .
hepsi, herşey kalsın böyle işte. yarım bıraktığım kitaplarım- filmlerim... yüreğimdeki sancı. . aklımdan çıkmayan eski sevgili. . hepsi kalsın öyle ne olur.
dolabımın kapağını kapadığımda düzelmeye başlasın sonra hayat. yerden aldığım fişle pencerem açılsın. . gün ışığıyla birlikte kalemler kalemliğe girsin. attıysam eğer o boş şişeyi, yatağım düzeliversin, hiç yatılmamış gibi. dostlarım aradığında, makineden yıkanmış çamaşırları çıkarıyor olayım.
artık duvarlara ne bir resim asacağım, ne sevdiğim grubun imzalı posterini, ne de bir fotoğraf.
kendiliğinden renge boyansın gönlümün duvarları sevdiğimin teni değince tenime. ellerinden tuttuğumda dünya benim zannettiğim zamanlarda tadına varayım düzenin.
sonra bir şarkı çıksın yüreğimden. .
'seni ben sevdim. .
seni hep bildim. .
gel beni kurtar, düştüğümü görmeden
gel beni kurtar boğulduğumu bilmeden. . '
ne toplayacak dermanım var işin aslı her ikisini de, ne de içimde buna beni iten bir istek. herşey olduğu yerde kalsın istiyorum. herşey ama!
zaman donsun. şu an masamın üzerinde hiç işime yaramayacak şeyler var, kalsınlar. işime yaramasınlar ve de asla. yatağımın üzeri baştan savma örtülü kalsın hep böyle, içinden çıktığım belli olsun hep. sıcak kalmasın, yalnızlığımla ısınsın. sorular sormaya hazır kitaplarım günlerdir kapağı açılsın diye bekliyor, onlar da beklesin. ben istemiyorum.
acıkan karnım. . aramamı bekleyen dostlar. . temizlenmek üzere sepete atılmış kirliler. . iki gündür gözümden çıkarmadığım ve çıkmak için bas bas bağıran lensler. . bitmiş parfüm şişesi. . içinde kalemden başka herşey olan kalemlik. . hiç bakmadığım takvimim. .
hepsi, herşey kalsın böyle işte. yarım bıraktığım kitaplarım- filmlerim... yüreğimdeki sancı. . aklımdan çıkmayan eski sevgili. . hepsi kalsın öyle ne olur.
dolabımın kapağını kapadığımda düzelmeye başlasın sonra hayat. yerden aldığım fişle pencerem açılsın. . gün ışığıyla birlikte kalemler kalemliğe girsin. attıysam eğer o boş şişeyi, yatağım düzeliversin, hiç yatılmamış gibi. dostlarım aradığında, makineden yıkanmış çamaşırları çıkarıyor olayım.
artık duvarlara ne bir resim asacağım, ne sevdiğim grubun imzalı posterini, ne de bir fotoğraf.
kendiliğinden renge boyansın gönlümün duvarları sevdiğimin teni değince tenime. ellerinden tuttuğumda dünya benim zannettiğim zamanlarda tadına varayım düzenin.
sonra bir şarkı çıksın yüreğimden. .
'seni ben sevdim. .
seni hep bildim. .
gel beni kurtar, düştüğümü görmeden
gel beni kurtar boğulduğumu bilmeden. . '
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Önemli!
Bu blog tamamen islami usüllere göre yapılmıştır.
Yapımda ve yönetimde hiç bir domuzun emeği geçmemiştir. .
Yapımda ve yönetimde hiç bir domuzun emeği geçmemiştir. .











