21 Ocak 2023 Cumartesi

iç döküntüsü

 Bazen alıp başını gitmek, hayallerini kurduğun o evi yapmak falan isteği geliyor mu sana da ? Bana hiç olmuyor böyle şeyler çünkü; bu ülkede hayalini kurduğun her şey hayallerde kalır. Ben bunu çok iyi biliyorum bak anlatayım hak vereceksin :)) 

Düğünüm olacaktı, binlerce gelinlik görmüşümdür. Benim beğendiklerim bana olmadı, bana olanları da ben beğenmedim derken Ankara'da bir işhanı bulduk böyle içi gelinlikçilerle dolu bir yer. Gezdik falan vitrin bakıyoruz ama sadece, neyse bir dayı tuttu bizi ben biliyorum dedi bana senin nasıl bir şey istediğini, gel otur çizeyim sana. Çizdi tarifledi üç beş bir şey ben ekledim, hayal bu ya. Allahım dedim oldu galiba ya adam resmen istediğim her şeyi bir araya getirdi. Kilometrelerce uzakta oturduğum Ankara'ya bir kaç kez gelinlik provasına gittim. her gittiğimde sadece sikimsonik bir büstiyerle ölçümü aldılar sanki dikmişler gibi. Son gittiğimizde teslim aldığımız gelinliğin hayalimdekiyle ve hatta çizdikleri gelinlikle uzaktan yakından alakası yoktu ama; aldık olm almak zorundaydık düğün günü gelmişti. Sışdığımın gelinliğini koydukları kutunun ipini bile kesmedi makasları, para sıkıştırmayınca. 

Bir kaç ile taşındık, benim eğitim sevdam yüzünden. Her gittiğimiz mahalleye bizden sonra doğalgaz verdiler sağ olsunlar. Ellerin evinin tüm pisliğini temizledim şükür:))  doğalgaz borusuydu, kombisiydi bırtıydı zırtıydı. Borudan önce delmeye geliyorlar, o ekip ayrı. İşte yeri hazırlandı diyorsun başladı galiba inşaat.  Aylar sonra (yüz kere aradıktan sonra) bir ekip boru takıp gidiyor. Bu kez ulaş bakalım kombiciye ulaşabilirsen. Bu örnekleri istediğin kadar çoğaltabilirim çünkü ülkede malzemeden bol bir şey yok!

Herkes gittiği her yerde en iyi hizmeti hakettiğini düşünüyor ve onu bekliyor ama; hiç kimse işini karşıdan beklediği gibi yapmıyor. Ya banyoyu yaptırdık taşınmadan ev boşken yapılsın da bir daha sıkıntı çekmeyelim diye, binlerce lira verdiğimiz adam giderin tam tersi yönünde eğim vermiş, su asla gidere dokunmuyor!!!! Bak yine sövdürdü beni!

İstiyorum ki herkes işini iyi yapsın. O zaman işler de hızlanır, düzenli olur. Paran da kursağında sıkışıp kalmaz!

Bir yer bulalım biz de, hani böyle mutlu olduğumuz, kaygımızın olmadığı ve hayal edebildiğimiz her şeyi yapabilecek gücü kendimizde bulduğumuz bir yer işte. Gençliğimiz kaygıyla kederle geçiyor ya çok hızlı geçiyor hem de. 


Mutlu mesut bir yer işte hayalimdeki. Gülücük dolu, enerji dolu. Huzur dolu!

Dert mi sonra sanki, banyonun giderine ters yapılmış eğim? Su terazisini skim! 


öperim p.



12 Mart 2022 Cumartesi

Pinaristan: Onlara Set!

Pinaristan: Onlara Set!:   Sizsiniz sebebi! Kendimi küçücük bir bebeğin karşısında bu kadar çaresiz hissetmeme sebep olan ve beni çaresizliklerimle bir başıma koyup ...

16 Mart 2017 Perşembe

Benim Adım Neydi?



Unutuyorum. .

Salondan mutfağa gidip, o kısacık sürede mutfaktan ne alacağımı unutuyorum.

"Bana yaptıklarını asla unutmam" dediğim ne varsa anında unutuyorum hepsini. Bu yüzden hepinizi seviyorum.

Verilen ödevleri, derste gördüklerimi, az evvel okuduklarımı unutuyorum.

Şimdiye dek izlediğim filmleri, okuduğum tüm kitaplardaki kötü kalpli insanları ve iyilere ne olduğunu.

Hangi dizileri takip ettiğimi ve dizide kimi sevdiğimi de.

Dizi izleyip izlemediğimi de unuttum zaten.

Her şey o kadar kalabalık ki, hepiniz o kadar çoksunuz ve kendinizi o kadar önemsiyorsunuz ki, hanginizin daha önemli olduğunu da genellikle unutuyorum.

Sonra boş veriyorum. Her şeyi ve herkesi.

Bu kadar çabuk unutulacak şeylerin ne önemi var ki?

Kendime içecek bir şeyler almak için gittiğim mutfaktan su içip dönmüşsem, ne önemi var dolapta duran içeceklerin.

Yerinize koyduğum başkaları varsa; ne önemi var hayatımda kapladığınız yerin.

Kapımı kapattım mı hepiniz dışarıda kalıyorsunuz. Gözlerimi kapattım mı, her şey boşluk.

Unutmak o kadar güzel bir özgürlük ki, bu hakkımı sonuna kadar kullanıyorum.

Öperim

P.

30 Haziran 2016 Perşembe

Merhaba,
Dün trafikteyken acı acı bağıran bir ambulans, arabanın yanından geçmek için dakikalarca bekledi. Yol vermek yerine, önüne düşüp hızla geçmeye çalıştın.
Dün, hızla arabanın arkasında beliren bir itfaiye aracı hiç durmadan sirenlerini çaldı. Yol vermek yerine arada bir kornaya basmak suretiyle, saçma sapan hareketler yaptın yine trafikte. İtfaiye aracının hızını kestin!
Dün bir kadının çantası çalındı gözünün önünde. Hırsız yanından koştu gitti de bırak arkasından koşmayı, önünü kesmeyi; iyice duvara yaslandın ki sana çarpmasın.
Dün bir kızı tekme tokat dövdü bir adam sokak ortasında. Film izler gibi baktın da, 'sen de ne yapıyorsun be adam!' diyemedin.
Dün senden oy almak için vaatlerde bulunan, hizmetçin olacağına dair yeminler eden adamlara bugün hizmet eder oldun, ses edemez oldun, hizmet beklediğini unuttun!
Bugün deden evde kalp krizi geçirdi. Dakikalarca sürdü ambulansın gelmesi. Dakikalarca deden gözünün önünde can çekişti ve sen bişey yapamadın. Nihayet yetişti ambulans ve sağlıkçılar ,ama dedene koşmalarını engelledin de 'nerde kaldınız' diye bağırdın!
Bugün çatında bir yangın çıktı. Onlarca dakika bekledin itfaiye gelsin diye ama, hıyarın birinin yol vermediğini düşünmek yerine, itfaiyeciyi suçladın!
Bugün eşinin çantasını kaptı kaçtı puştun biri. Eşin çantasını bırakmak istemedi. Çevresi de o kadar kalabalıktı halbüse, kimse ona yardım etmedi. Eşin feci şekilde yaralandı!
Bugün tekme tokat dövdü seni sokakta eski kocan/yeni sevgilin. Herkes izledi de seni, kimse 'napıyosun be adam!' diye ayırmadı sizi. Almadı kimse seni onun elinden!
Bugün, hizmetkarı olduğun sistemin içinden, olanca sağlıksız beslenmene, stresli iş ortamına (tabiii iş bulabildiysen şanslı olanlardansın!) ve yoğun trafiğe rağmen evine ulaşmayı başardın.
Emeğinin karşılığını alamadın ama; karnım doyuyor çok şükür diye düşündün.
Yanından bir ambulans geçti, acaba kimin yakınıydı. Yazık! .
Bir itfaiye. Eyvah kim bilir neresi yandı diye düşündün. Yazık!
Bir kadının çantası çalındı. Çok şükür seninkine dokunmadılar.
Ve bir kadın tekme tokat dövüldü sokakta. Çok şükür senin kocana.
Yarın. Bir suçlu arayacaksan şayet, yine saldır etrafına!
Ama ben kim olduğunu biliyor ve tiksiniyorum senden!
Yazık!
P.

29 Mayıs 2016 Pazar

ah yirmili yaşlarım. .

Sevgili blogcan,

yirmili yaşlarımın son iki saati işte.

nöbetteyim.

yine soğuk bir nöbet.

ama bilirim yüreğimdeki o çırpınmanın sebebi bu değil.

üçle başlayan yaşlar bekliyor beni.

otuz.

ne kadar da soğuk, ne kadar da ürkütücü değil mi?

değil mi?

peki.

son iki saatimin tadını çıkarayım hadi ben.

üçüncü dekatta görüşürüz.

hoş gel, orta yaş!

hoş gel, o t u z ! ! !

29 mayıs 16
@ kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesi
izmir

P.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Merhaba,

İlk üniversiteye başladığım yıllardaydı (3. Üniversitemi okuyorum da üzerinize afiyet 😎). Devlet Su İşleri bir sempozyum düzenliyor bizim hocalarımız da katılıyordu. E biz durur muyuz, rica minnet sempozyuma katılmak için izin aldık. Ders saatine denk geldiği için her zaman ki gibi "yoklama orda alınacak" tehditleri bizi hiç alakadar etmedi çünkü sempozyuma gitmeyi biz istiyorduk en çok.
Protokolün hemen arkasına geçip oturduk. Takım elbiseli, göbekli bir dizi insan oturmuş, sempozyumu en önden takip ediyor. Biz öğrenciler de aman bize bişey derler mi, aman susalım, yoklama kağıdı nerde, ezik ezik düşünceler düşünceler.
Sempozyum programı olan broşürleri okuyan öndeki takım elbiseli iki kişiden biri sıradaki konuyu söyledi: postmenopozal dönemde osteoporoz.
Takım elbise sordu: osteoporoz da ne demek?
Diğer takım elbise cevap verdi: menopozun bir üst evresi.
Biz öğrenciyiz, emin de olsak cevabın yanlışlığına ve komikliğine; o kendini beğenmiş eminlik ve tabii protokolde oturan takım elbise bizi korkuttu. Sustuk.

Ülkede de durum aynen budur.
Takım elbise giyip, hiç alakası olmayan, bilgisinin olmadığı bir mevkide, üstelik doğruluğundan şüphesi olmadan oturan insanlar var.
Yanlış olduğuna emin olduğumuz halde ses edemediğimiz konular var.

Keşke o gün eğilip, "pardon" deseydim. "Osteoporoz kemik erimesidir!."

Ve şimdi,
Etrafında olan biteni gördüğü halde, alkış tutup, yanlışı görüp içindeki doğrudan şüphe duyanlara eğilip avazım çıktığı kadar şu cümleyi kurabilseydim:

"Tam bir gerizekalısın! Keşke ölsen! "

P.

6 Mayıs 2016 Cuma

ACİL SERVİS GÜNLÜKLERİ V:


Merhaba,
Bugün özet yok size. Son söz de yok, küstüm.
Çünkü siz kendinizden başkasına saygı duymayan, kendisine beklediği ilgi ve saygının gramı kadar, karşıya bir sağlıkçıya yahut başka bir hastaya göstermeyen, başkasına tahammül edemeyen egolarsınız!
Çünkü sizin tek düşündüğünüz kolunuzda sinek ısırığının verdiği hasar. Umurunuzda mı sanki gencecik bir askerin ranzadan düşüp, yürek yakan ambulans çığlığıyla, üstelik öldüğü düşünülerek acile geldiği ve yaşama geri döndürüldüğü?
Umurunuzda mı sanki, kalp krizi geçiren insanların eşleri kapıda sessizce beklerken sizin saçma sapan siyasetinizi dinlerken içinden neler geçirdiği?
Yan odada hasta çocuğuna serum takılan fakat kendisi diğer tarafta öksürük şikayetlerini arka arkaya sıralayan insanların nazıyla uğraşan hemşirelerin düşündükleri peki?
2 gün önce kırılan el kemiği için gecenin 2sinde, tabii önce zil zurna sarhoş olup, acile gelen insan kişisi!  Senin için önemli mi peki tüm bunlar?
Yoksa hala alçılı kolla "yık yaa ben araba kullanırım bişey olmaz" artistliğinin cevabı umarım bize bir Tk olarak dönmez.
Çünkü insanların canı, senin saçma egondan daha değerli!
Ve biz,
Şikayet ederken gayet rahat olup teşekkür etmeyi bilmeyen insanlara üzülmeyi bıraktık artık.
Pansumana gelen o tontiş yanaklı Zeynep teyze gibi: gel seni bi öpeyim deyip, dualar eden hastaların varlığına seviniyoruz.
Siz kendi mutsuzluğunuzda boğulun!. .
Altımayısikibinonbeş
P.

30 Nisan 2016 Cumartesi

Merhaba,
Sanıyorum sene 2002. Öğretmenler günü için bir öykü yarışması düzenlendi ve ben her zamanki gibi bir öyküyle katıldım yarışmaya.
Ödül töreni düzenlendi. Törende eski, yeni tüm öğretmenlerim ve diğer tüm okulların öğretmenleri var. Ve bizim okuldan bir kaç arkadaş.
Törende 1. (ben :)) ) 2. ve 3. olan eserlerin sahiplerine ödülleri verilecek. Çıktık, tek tek adımız okundu, ödüllerimizi aldık. Ödül dediysem küçük birer paket işte. Ama o zaman bize o sahneye çıkmak yetiyordu tabii.
Ödülüm, parlak hediye paketine sarılmış küçük kare bişey. Edebiyat hocamızın oturduğu yere gittim, ''hadi aç bakalım'' dedi ödülü. Dedim ''hocam sanıyorum çikolata bu :)) '' cidden öyle de zannediyordum. (müthiş hayal kırıklığı) Her neyse paketi açtım ki, içinde ne olduğunu tahmin edemezsiniz. Bir edebiyat yarışması ve ödülü: İngilizce sözlük!
Evet bildiğiniz Redhouse, kırmızı kapaklı olan hani,hepimizde vardır eminim, İngilizce-Türkçe sözlük :))
Yüzümdeki hayal kırıklığından hediyeyi hiç beğenmediğimi anlayanCengiz hocam, sonrasında bana bir hikaye kitabı hediye etmişti, hala kütüphanemin baş köşesinde durur. (Tekrar teşekkürederim hocam)
Sözlüğü görüp de gülmeyen kimse kalmamıştı tabii, zira bana da çok komik gelen bu hediye, yenilerde öğrendiğim bir şeyle anlam kazandı, hemen sizinle paylaşayım:
James William Redhouse (sözlüğün yazarı) , Londra'da doğmuş, küçük yaşta anne - babasını kaybedince bir yardım ve eğitim kurumuna yerleştiriliyor. Uyumsuz davranışları yüzünden okuldan çıkarılıyor ve yolu Akdeniz üzerinden bir şekilde İstanbul'a düşüyor. Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun' da teknik ressam olarak çalışıyor. Kaldığı 8 yıl içinde Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca öğreniyor. Türk dilini en iyi bilen yabancı oluyor. Sadrazama mütercim- tercümanlık bile yapıyor. Ülkesine geri dönüp, Doğu dilleri tercümanlığı yapıyor.
Redhouse el yazması, Osmanlıca'dan İngilizce'ye yapılan, sözlük tam 12 ciltmiş.
Bana, hiç bilmeden bu kadar anlamlı hediye veren seçici kurula buradan teşekkür etmek istiyorum.
O gün, o paketi açınca bozulup üzüldüğüm için affedin.
Ben sizi tam 14 yıl sonra affettim :)))
P.

27 Nisan 2016 Çarşamba

yoğun bakım günlüğü

Merhaba,
Duyunca ''Aman Allah korusun'' dediğiniz bir yerden yazıyorum. Adı gibi soğuk bir yerden; yoğun bakımdan.
Aldığı nefesten, çişine kadar takip edilen hastalarımız var burda.
Asla tahammül edemeyeceğim şeylerin bir gün mutluluk vereceğini nerden bilirdim, '' baak bunu çıkardım'' diyerek peçetesini gösteren hastalarım olmasaydı eğer? (evet sekresyon  :))smile emoticon:) )
Kayserili olduğunu egzersiz sırasında ''sen bana su ver, ben de senin istediğini yaparım o zaman'' diye benimle pazarlık yapmasından hemencecik anladığım o tonton teyzem olmasaydı, nereden bilirdim bu dünyada nice hikayelerin olduğunu?
Uyandığında ameliyatının bittiğini, her şeyin yolunda olduğunu, yoğun bakımda olduğunu söylediğim hastamızın, ''Allah senden razı olsun, bana dünyaları bağışladın şimdi sen böyle dedin ya'' deyip, ellerimi tuttuğunda gördüğüm mutluluğu başka nerede görebilirdim ki?
Aylarca hiç tepkisiz yatan güzel teyzem, günler sonra tepki vermeye başladığında, ona kapıdan seslenen oğluna; o egzersiz sırasında bana direnen kollarıyla hem de, el sallaması ve öpücük atması. .
''Torunum var benim dışarıda, bir an önce iyileşmem lazım'' diye, her ne dediysek eksiksiz yapmaya çalışan dedeler?
Ah nasıl anlatılır ki yaptığın işten doyum almak?

P.

2 Nisan 2016 Cumartesi

YOKluk. .

Yok işte. .
Yediğimiz ekmeğin, domatesin, taa uzaklardan kokusu gelen çocukluğumuzun o yamuk yumuk ama lezzeti üstünden akan çileğinin tadı yok artık. .
Yok.
''Akşam ezanından önce evde ol'' diye uyaran anneler. Parklarda çocuk sesleri, sokakta ''anneeee'' diye defalarca bağıran çocuklar da yok.
Yok!
Evin anahtarını bırakacak, fazla ekmek var mı diye soracak, başın sıkışınca aranacak komşular da yok.
Hormondan taşlaşmış meyve/sebzeler var artık. Domatesin kokusunu bilmeyen, ilaçla şişirilmiş tavuklarla, fast food beslenen, hiç sokakta oynamamış, düşüp dizini parçalamamış, arkadaşlığı bilmeyen, okula gittiği anlaşılmayan serseri görünümlü (kız/erkek) çocuklar var artık.
Bırak çocuğunu emanet etmeyi, yanından geçtiğinde selam vermediğimiz komşularımız var.
Parklarda çocuktan çok anne-babalar var.
Var.
Tecavüz edilen küçücük coçuklar. Çocuğunu emanet edip bi yere kadar giden, döndüğünde çocuğunun cesedine dahi ulaşamayan anneler var. Üç kuruş için ninesini öldüren, beş kuruş için karısını kesen insanlar var. Var! Ülkesini bölmeye çalışan, ekmek yediği kaba işeyen köpekler var !
Kötülükte sınır tanımayanlar var!
Keşke yaptığınız en büyük kötülük olarak kalsaydı süte su katmak.
P.

1 Ekim 2015 Perşembe

ACİL SERVİS GÜNLÜKLERİ



Selaaam,

Aşırı yoğun geçen bir nöbetin sabahından günaydın 󾆻

Nicedir yazamadım günlük, çünkü canım pek istemedi açıkcası. Fakat dostlar merak ediyoruz yeni yazıları deyince dayanamadım . 󾌵

Kuvvetsiz ezberim için üzgünüm ama kibir ile İlgili ayetler olduğunu ve günah olduğunu biliyorum işte.

Lakin dün, tüm gün farkettim ki biz kibri büyüdükçe yüklüyoruz belleğimize . Yüklendİkçe büyüyor içimizdeki o canavar. Büyüdükçe daha da kibirleniyoruz.

Gelmişsin acil servise , hastanın durumunu soruyorsun eyvallah. Bana ne bambaşka bir kurumda kullandığın yaka kartından. Sivil kıyafet üzerine iliştirilmiş yaka kartında Prof yazması, çok üzgünüm ama , hiç umrumda değil "hocam".
Çünkü o an hiç okul yüzü görmemiş ama "merhaba" diyebilen Ayşe teyze , çok daha büyüktü gözümde . Ve sana, ona davrandığımdan farklı davranmadım . DAVRANMAM ! Blöfünü gördüm .

BMW x bilmem kaç cipten inen minik Mehmet ne kadar da masumdu oysa. Elimi tutup benimle gelmesini istediğimde, tombiş parmaklı pofuduk ellerini hiç kibirsiz uzattı .

Oysa, büyüyecek Mehmet .

Kendisinden bir kaç saat sonra gelen 100 binlik arabalar, motorlarla; yanlarında
varlığını önemsemedikleri absürd giyimli kızlarla gelen lafı sözü belirsiz abileri gibi olacak belki de.
Tek derdi Çeşme açılışına giderken önündeki motoru geçmeye çalışırken kaza yaptığında, arkadaşlarına hala hava atmak olacak.

Ve Barış tabii

Kolunu kırdığını öğrendiğinde, ben dokundukça sessiz sessiz ağlayıp,  alçılı koluna bakarak "annem çok üzülecek böyle görünce" diyen güzel çocuk.

Keşke bu kadar masum olabilsek,  kalabilsek bu kadar masum.

Yüklenmesek o iç kemiren kibiri.

Çünkü hayat çok güzel.

Aslında insanlar da güzel.

Sen o hesapsız harcadığın paranı, sen de "bana ona göre davranın" diye bağıran yaka kartını çıkarsan, belki herşey daha da güzel görünecek aynı yerden bakınca.

Nihayetinde, O2 alıp CO2 salıyoruz.

Ne zaman CO2 alıp, O2 salarsın o zaman önünde eğilirim 󾌬

10 Eylül 2015 Perşembe

Başlıklar da ayrıştırır . .

Merhaba,

Bazı aylardan nefret ederim ben. Sevemem. Ayrıştırır çünkü. Sonbahardır o ayın gelişi açık açık. Yazdır. Kıştır. Ayrıdır işte, farkı vardır. Ayıran aydır. Nefret edilesi ay.

Bazı ayları çok severim ben. Tam da bıkmışken o kor sıcak günlerden ilaç gibi gelir Eylül çünkü. Romantiktir. Buzz kesmişken iliklerim, ılık ılık gelir bahar. Birleştirir çünkü kara kışı yeşille, renkle. Birleştiren ayları çok severim ben. 'Bir'dir çünkü bir diğeriyle.

Ürgüp de öyledir.

Karışıktır. Birleşiktir. Birdir!

Alman komşunun meme kanseri olduğunu bilirsin ve bahçede kaynattığın pekmezden ona da ayırırsın.

Ermeni aile dostunuza yollar annen seni, yoğurt yapmak için bir kase maya yoğurt al gel diye.

Kapıda kaldığında alevi mi sunni mi bilmediğin, umurunda da olmayan yan komşunun evine davetsiz girersin annen baban gelene kadar.

Akrabanın eşi Amerikalıdır misal. İngilizcenden utanırsın. :))

Kürt ne demektir, Gürcü ne demektir, Çerkez ne demektir, Laz ne demektir ... bilmezsin. En sevdiğin insanlardan biridir çünkü. Ötesinin ne önemi vardır ki?

Ayrıştıran insanı sevmem ben. Ayrıştıran hiç bir şeyi sevmem. Benimle sohbet ederken, vurgulamanı gerektirecek hiç bir şey yok arkadaşım. Söze 'biz Kürtler' diye başlamanı gerektirecek bir şey de yok bence. Sensin işte. Aynı gökyüzü altında nefes alıp verdiğim sen. Sen!

Çünkü biz Ürgüp'te ayrıştırmamayı öğrendik. Ne vakit bir adım dışarı attım, önce Kürtleri (!) tanıdım. Baktım, üniversite kantininde hiç kimsenin oturmaya cesaret edemediği masaları gördüm. Asenalarla, reislerle tanıştım. Bölücülük gördüm. Ayrımcılık gördüm. Adam sendecilik gördüm. Ben çalışmayayım kim çalışırsa çalışsıncılık gördüm. Arkadaş satanları, seni öne sürüp, gazlayıp kendi kaybolanları gördüm. Sonra alevilik denen bir şeyi öğrendim. Babama sordum biz neyiz diye.

Ne hakkınız vardı Ürgüp'ün bize öğrettiği herşeyi yıkmaya?

Ne hakkınız vardı bize ayrımcılığı öğretmeye? Neden ayırdınız kendinizi sanki?

Ne fark ederdi ki Kürt olman Türk olmam? Aynı okulda, aynı mahallede, aynı sofrada, aynı sokaktaydık seninle. Ne eksiğin vardı senin, ne benim fazlam!

Ne farkı vardı yüzünün gözünün?

Biz Ürgüp'te gül gibi geçinirken, sen neden yıktın çocukluğumun masum, çiçekli bahçesini?

Bana olanca acı vererek, o küçücük yüreğime acımadan nasıl kazıdınız bu saf milliyetçiliği?

Nasıl kıydınız Ürgüp'ün o temiz gençlerine? Nasıl başardınız ayıran mevsimlerden olmayı?

Biz o aylardan nefret ederiz.

Hadi be Eylül, çabuk geç sen de.

Çok üşüdü yüreğim.

Birleştiren mevsimler gelsin. G e l s i n . . .

Hamiş: bu da yazımın şarkısı. Sonuna dek sabredip okuyana minnetle. . .

P

https://www.youtube.com/watch?v=5vfgfHdsBww&list=PL4_SsHNp9R6fbbemrSDRsipAFn_kE_6AF&index=23

4 Şubat 2015 Çarşamba

Bir ilkokul anısı

Merhaba, 
28 yaşımın son 4-5 ayı içerisindeyim. Bundan tam 23 yıl evvel pencere kenarında hatırlıyorum da kendimi, siyah önlüklü bir çocuğu (o ara abla/abi onlar tabii benim için smile ifade simgesi ) gösterip 'onun annesi babası okula gitmesine izin vermiş, ben ondan büyüğüm siz beni yollamıyorsunuz' diye anneme babama çemkiriyordum. 
Babam elimden tuttu götürdü beni, o zamanlar Kılıçarslan İlkokulu olan ve sonradan Hacı Ahmet TOKSÖZ İlköğretim Okulu adını alan, okuluma. Kesik kesik görüntüler var hafızamda o günlere dair. Belki de yok öyle görüntüler annemin babamın anlattıklarını hayalledim. Herneyse :))
5 yaşında bir çocuk için epeyce korkutucu olan bu durum hiç zoruma gitmeden ve hiç devamsızlık yapmadan bitirdiğim iki yıllık anaokulu maceramla sonuçlandı :))
Hayır bunu anlatmak istememiştim öze geliyorum. Dinleyin:
Bir kız vardı sınıfımızda, sonradan ortadan kayboldu o, şimdi nerede ne yapıyor hiç bilmiyorum. Güzel resim çizerdi, ben ondan öğrendim kız resmi yapmayı. Böyle animemsi, çekik gözlü saçma sapan kızlar çizer, kalemtıraşla açtığımız kalemlerimizin renkli atıklarını biriktirirdik :)) (annem hep kızar biriktirme huyuma, şimdi de beyim kızıyor grin ifade simgesi evet)
Heh, okul küçüktü o zaman, koca bahçemiz vardı ve hala duran bir çeşme vardı bahçede. Onun yakınında bahçede oyun oynuyorduk minicik biz. Su içerken, 4-5 kişilik bir gruptuk sanıyorum ki bi kaçı bu bahsettiğim kızın yanından koşarak yanıma gelip, eli belinde 'Pınar, sen bana o...u demişsin, küstüm senle' deyip çekip gittiler.
O an bir kaç soru işareti dolanıyordu beynimde. . Fakat pek de tınlamamıştım arkadaşlarımı kaybetmeyi. Söylemediğim bir şey için arkadaşlarım bana cephe almıştı fakat esas en çok kafamı karıştıran soruyu aydınlatmak için yanımdaki arkadaşlara dönüp kocaman meraklı gözlerle ve pır pır atan minik kalbimle sormuştum:'o..u ne demek?'
Tam karşılığını bilmediğimiz bu kelime yüzünden hem arkadaşlarımı kaybetmiştim hem de kısacık eğitim hayatımda lügatıma yeni bir kelime eklemiştim.
Vee, ilk iftiramı yemiştim :))
Bu da böyle bir anımdı, nedense paylaşmak istedim. .
Dipçe: Kızın adını hatırladım: Müge! grin ifade simgesi grin ifade simgesi grin ifade simgesi
Dipçe 2: Şimdi farkettim de ara vermeksizin 23 senedir okul yolundayım ya ben! 

19 Eylül 2014 Cuma

Dikkat! Bu yazı N E F R E T içerir!

Ah bu ben. . Ah bu benlik. Ne de çok üzdünüz, ne de çok sahiplendiniz benliğimi, benden fazla.

Oysa uyarmıştı babam. Uyarmıştı annem ve eklemişti, 'incinirsin'.

Ne de çok incittiniz, incitebildiniz beni? Ve ben buna nasıl izin verdim?

Uzun zamandır kafamda dolanan bu soru işaretleri ve 'kardeşim' diyenlerin 'kardeşliğini' gördükçe içimde dolanan şu çirkin kokulu duygu.

En mutlu günümde, etrafımı dolduracağından emin olduğum siz.
En mutsuz günümde ellerimi tutacağını düşündüğüm siz. Nerdeydiniz?

Ne de çabuk unuttunuz varlığımı yahu. Altı üstü biraz uzaklarda kalmıştım oysa ki. Kazancınız bitince mi, 'maymun' gözünü açınca mı bozuldu oyununuz?

'Aç kapıyı!Ben geldim' diyen hakiki 'dost' insanlar var çevremde görmüyor musunuz hala? Göremiyor musunuz? Neyin kıskançlığıydı peki tüm bunlar. Neyin hesabını sormaktı. Yok öyle işte. YOK!

Gözlerimdeki ışığı göremeyişinizin sebebi de tam bu işte. Çünkü paylaşamıyorum artık acılarınızı. O derinden hissettiğim acılarınız yok artık dünyamda. Yok ki. Şimdilerde sizin yaşadıklarınız belki de anlattıktan sonra unuttuğum acılardır. Bir roman kahramanına daha çok üzülüyorum sanırım şu sıralar. Ya da haberlerde duyduğum bir cinayete. Bir kayboluşa. Bir tokata. Öyle!

Her gittiğim şehir, gizemli dostlar kazandırdı bana işte. Onca yolu tepip gelen dostlarım oldu mutlu zamanlarımda. Onca yolu, mutlu mesut dönen dostluklardı bunlar. 'işim var' dostluğunuzdan öteydi!

Sizinle içtiğim bir bardak suyun mutluluğunu bile değişmezdim ben, en ihtiyacım olduğu anda başka insanlarla başka yerlerde beni yalnız bırakıp içtiğiniz çayın tadına.

Ve belki unuttuğum bambaşka şeyler.

Ben yokum artık anlamıyorsunuz. O, B E N  yok artık. Daha kırılgan belki, daha çocuk; ama yok. Gitti. Gittim.

Varlığınız, çok da bir şey ifade etmiyor artık hem. Şimdi daha da iyi anlıyorum sizi. Yüzüme baktığınızda her ne gördünüzse şimdiye dek, hiç biri aynı değil.

Kapımda pijaması ve küçük bebeğiyle beliren dostumun sesiyle huzur buluyorum. Bir gün yazmasam, 'lan nerdesin hemen ses ver' diyen dostlarımın kilometrelerce uzakta olmasına rağmen her an yanıbaşımda olmalarıyla güven duyuyorum.

Kaybolmayacağım kadar arkadaş biriktirmişim meğer. Her adımda elimi tutacak.

Sahtelikleri sıyırdım attım ömrümden.

Beni bu kadar basite indirgediğiniz için asla affetmeyeceğim sizi!

Ah bu siz. . Ah bu ben. . Nasıl da geç uyandım. .

5 Nisan 2014 Cumartesi

Yeni evleneceklere abla nasihatleri 1



Ah şu fotoğraf olayları:

Yıllar öncesinden yüreğime şıp diye yapışan bir fotoğraf sevdasıydı benimkisi. Önümde aşmam gereken o kadar çok engel vardı ki, hiç 'baak bunu ben çektim' diyebileceğim bir fotoğraf çekemedim tabii ama; bu sevda bana bi yerde yaradı ki sormayın :)) 

Nişanımızda dilimiz o kadar yandı ki fotoğrafçımızdan yana, düğün için henüz gelinliğim ve bir düğün tarihim bile yokken yıllarca önceden takipçisi olduğum sevgili Celal CANİK'le düğün fotoğraflarımız için anlaştık :))

Aylarca öncesinden içimde kıpraşan heyecanlı kelebekler gün yaklaştıkça daha hızlı kanat çırpmaya başladılar. Ve 1 hafta öncesinden midemde o kadar büyük bir yer edindiler ki ben yemek yiyemedim su içemedim. Açlıktan ölüyordum ve tabii mide bulantılarıyla savaşıyordum. Kuaförden saat 10a randevu aldım ve saat 1de hazırdım işte. :))

Klasik arabamız Ürgüp'ün yokuşunda bizi korkutsa da, o kızgın güneşin altında işte başladık çekimlere :)) :


Hiç poz vermeyi bilmeyen iki kişi ve işini canı gönülden yapan iki kişi sıcağa ve Kapadokya'nın o kızgın otlarına, dikenlerine karşın verdiğimiz savaşın sonucunda bu kadar güzel fotoğraflar çıkacağını hiç tahmin etmiyorduk açıkcası.

Arabamızı yolladıktan sonra başladık Kapadokya yollarında bulduğumuz her yerde poz vermeye :)) 





Gün erkenden bitti gibi hissettim sonradan. Ama gel gelelim midemdeki his de beni inanılmaz zorladı. :( En güzel zamanlarımın kabusu mide rahatsızlığım için inanılmaz üzgün ve tabii evden çıkarken annemden gelen 'sakın gelinliğini kirletme' uyarısı da içimi kemiren başka bir sebepti :)) 



Günün sonuna doğru enerjimiz düştü fakat Seyfullah ve Celal tüm güçleriyle bizim için çalıştı :))



Günün sonunda hem harika fotoğraflarımız hem de çok güzel dostluklarımız oldu. 

 

Vee tabii bizi yalnız bırakmayan dostlarımız Hasan'ın ve Hatice'nin katkısı da elbette çok büyüktü :))


Gün sonunda gelinliğim renk değiştirmişti evet. Fakat annemin fotoğrafları gördükten sonraki cümlesi de herşeyin ne kadar güzel olduğunu ispatladı gitti: ayy gelinliğin çok kirlendi diye üzülmüştüm ama, değmiş!

Evet. .
En zoru atlattık. Kaldı iki gün sonraki düğün stresi. Mide dolusu kelebeğim ve nefes almamda epey güçlük çektiğim gelinliğimle döndüğüm baba ocağımda, tüm sevdiklerim 'ne kadar güzel' olduğumu yineleyip durdu ve beni bağırlarına bastılar. :))

Unuttum bu da Esalet :)) Uslu durduğu için günün en birincisi o oldu: 

Önce biraz korktum :)) evet!


Sonra biraz alıştık birbirimize :)) 


Eteğimi kirletme diye kızıyordum ki ona,


O da beni uyardı :D :D 



Kazasız belasız, harika bir gündü. .
Hepsi için herşey için herkes için binlerce şükürler olsun. . :))

Karar veremeyenler için bol şans. .
Umarım yol olur deneyimlerimiz. .
Sevgiyle <3 br="" nbsp="">Celal Canik Photography
Fotoğraf Evim


Merhaba. .

Nicedir şöyle ağız dolusu sö..yleyemedim içimde var olan cümleleri. Bu yüzden biraz hırslı, biraz sinirli ve oldukça kaygılıyım!
Komik şeyler oluyor şu sıralar. Anlatsam inanmazsın blogcan. Neyse çok sayesete girmeyeceğim, hanimiş benim duygusal ilhamım. .

Biraz süreğen bi yaşantı sarmaladı etrafımızı. İşe git eve gel derken bir renk katalım dedik ve koltuğumuza üçüncü karpuzu da yerleştirdik. Şimdilik sıkıntı yok, sınavlar yaklaşınca bak sen bizdeki korkuya, heyecana :))

Nefretim taşıyor biraz gözlerimden farkındayım. Bazı şeylerden tiksindirdi insancıklar beni; yine de gülüyor, güldürüyorum. Sen de gül.

Büyüdükçe nelere de şahit oluyoruz böyle. Ne kadar saf kalıyorum bazen ne  kadar alık, anlatamam. Sonra kötü kötü şeyler geliyor aklıma, çekiyorum kulaklarımı. Ama bakıyorum aklıma gelenin başıma gelmesini geçtim aklıma gelmeyen kötülükler çıkıveriyor karşıma. .

Midem bulanıyor blogcan. Kustukça değişik suratlar, kustukça ağır laflar çıkıyor içerimden bi yerden. .

Ne güzeldik öğrenciyken. Tek derdimiz fotokopiye verdiğimiz onca paraydı. O notlarda yazmayan şeyler çıktı karşımıza işe başladığımızda.

Ne hayallerimiz vardı değil mi seninle? Yazdıkça dökülürdü cümleler de, ertesi gün okuduğumda ben bile inanmazdım onları benim yazdığıma.

Farklı şehirlerde yumdum gözlerimi son 10 yılda. Her sabah yeniden doğdu güneş benim için. Kimler çıktı karşımıza ne güzel dostluklar ne sahte yüzler. Çok özlediğim dostlarım. Dost sandıklarım. Yalanlarının doğrusunu adım gibi bildiğim dostlar işte. :))

Şimdi iki kişilik yaşıyoruz çoğumuz hayatımızı. Bir 'evet'le değiştirdik yolumuzu. Hiç irtibatı kesmeyeceğiz diye sözler verirken, yitip gidenlerin yokluğunu bile umursamaz olduk. O zamanlar 'büyük eksiklik olur hayatımda' hissi, diğer yarını bulduktan sonra 'adam sen de'ye döndü cümleler. Güzel de oldu.

Varlığıyla hayatıma renk katan dostlarım yanıbaşımda şimdi. Elimi uzattığımda hep yanımda.
Daha ne ister ki yürek?
Kim bilir kimlerin hayallerini yaşıyorum şimdilerde. Sahip olmak için sahip olduklarıma, kim bilir kimler neleri feda ederdi.
Çok şükür. . .
Binlerce şükür Tanrı'ya!
Öpücük

3 Aralık 2013 Salı

Sürpriz! ! :)

Blogcanım....
Geldim işte.
Geldik.
Eş olduk biz. Yar olduk birbirimize.
Yardan düştük, dertlendik. . En mutsuz anlarımızda bi baktık ki, yine bir diğerimiz var yanımızda. .
Sevdaya düştük. Yeniledik yüreciğimizi.
Önce kendimize bile itiraf edemedik, sonra döküldü her seferinde dilimizden sevgi sözcükleri. Sonra güldük.
Çok güldük.
Sessizliğe büründük kimi zaman.Sessizliği paylaşırken bile gürültü yaptık. Ama paylaşmayı bildik.
Söz verdik. .
En duyulmaz melodiler fısıldandı kulaklarımıza, aldırmadık. Bi sarıldık, dökülüverdi dertler yüreğimizden çok aşağılara.
Koşuverdik düşmesin ellerimizden diye sevdamız. 2. yılımızı evlilikle taçlandırdık.
Evlendik. .
Hiç biyerde bulamadığımız huzuru yerleştirdik baş köşeye. Sevdamızı çerçeveledik. .
Blogcan. .
Gelemeyişlerimin haklı sebeplerine say bunları. Gördün ya işim çoktu.
Herşeyi yoluna koymam gerekiyordu, gözükara bir kararlılıkla.
Sanırım bu kez başardım.
Notaları yarım bıraktığım gibi, renkleri yarım bıraktığım gibi, dersleri yarım bıraktığım gibi değil.
Bu sefer layığıyla yaptım bu işi. .
Çok Sevdim! SEVEBİLDİM! 












6 Mayıs 2012 Pazar

kardof'la gezi :))

Pazar pazar erkenden kalkmanın verdiği hazla kalkıp sıcacık yataklarımızdan Kardof binasının yolunu tuttuğumuzda hala uyuyorduk. Evet :))

Sıkmaları mideye indirip, koyulduk yola, 'Saklı Cennet'leri keşfetmek için.

Ersin abi, beklentilerimizi olabildiğince düşürüp, gördüğümüz kupkuru manzaraya razı olmamızı sağladığında keşke uyusaydım diye hayıflandığımı itiraf etmeliyim. Lakin Gödet'e vardığımızda orada bir 'Cennet' saklandığını anladım.

Ersin abinin önderliğinde tırmanışa başladığımızda, köyün gençleri (bknz: fotoğraflar :) ) eşliğinde Gödet'i tüm güzelliğiyle önümüze serdi dağın zirvesi. İlerledikçe dehşet verici güzelliğiyle kanyon uzandı karşımızda. Kale'ye varan yolda Alper'in damardan şarkıları, kuşların cıvıltıları ve deklanşör sesleri duyuluyordu. Ayşe'nin yaramazlıkları, Betül'ün korku bilmez fotoğraf sevdası, Emrah'ın çantasındaki meyve suyu kanyonu renklendiren en önemli faktörlerdendi.

Kanyon'dan aşağı inmek ürkütücü  görünse de uzaktan bize, yürüdükçe küçüldü patikalar. Yürüdükçe dostluklar derinleşti. . Yürüdükçe küçüldük biz, bir cennet büyüdü.

Kaledeyken yalnız sesini duyduğumuz dereye vardığımızda, bambaşka bir dünya serildi önümüze.  Tahtadan yapılmış derme çatma köprülerden geçtik. Bulduğumuz en sıcak alana oturup güneşe karşı piknik yaptık. Fevzi'nin annesinin yaptığı leziz sandviçlerin hepsini yedik ve Emrah'ın meyve suyundan ona hiç bırakmadan içtik. İsmail abinin acı sosuyla yandık, Zehra'nın yüksek faktörlü kremleriyle kendimizi koruduk. (Şu anda yüzüm kıpkırmızı ve yanıyorummmm!)

Köye dönerken Elzem'i faka(!?) bastıran Selman'ın sesi duyuldu: Elzem boka bastııııııığğğ! :)) Yol boyunca Elzem'le dalga geçip, yolun sonunda bir köpeğin tok sesiyle ürküp kol kola köye vardık :).

Misafirperver köy sakinleri, yüzü kırışmış ama yüreği taptaze teyzeler. Ve inanılmaz güzel köy çocukları.

'Haydi eve' diyen karabulutlar asınca yüzünü bize, 'ayıboğan' abimizin kullandığı servisteki yerlerimizi aldık ve yarın çalışmak üzere, hepimiz kendi cehennemimize doğru yol aldık.

Ve ben...

Bir kez daha tanıklık ettim Tanrı'nın büyüklüğüne. Ve şükrettim, Ersin abinin, İsmail abinin, Selman'ın, Ayşe'nin, Betül'ün, Gülşah hocanın, Kristi'in,  Emrah'ın, Elzem'in, Fevzi'nin, Alper'le Ayşe'nin, Önder'in, Mustafa hocanın, Tayyar'ın varlığına. .

Yeni cennetlere. .

Sevgiyle

Pınar

8 Şubat 2012 Çarşamba

aslında içimde birikmiş bir çok şeyi dışavuramamak...

Selaam,
Çok oldu yazmayalı ama sık sık seni ziyaret ettiğimi bilmeni isterim blogcan. Tamam neyse.

Çok gezdim, çok gördüm, çok güldüm ve evet çok üzüldüm bu zaman zarfında. Ama geçiyor herşey, geçiveriyor. 'Hiç bitmez' dediğin, 'herkesten fazla' diye hayıflandığın ve herkesin çektiğini hor görüp sahip olduğunu herkesinkinden fazlaymışçasına yerküre merkezine koyduğun günlerdeki o sıkıntıların aslında tırt olduğunu anlıyor ve kendine gülüyorsun.

 Ne zamandır deniyorum yazmayı ama bir türlü iki satırı bir araya getiremedim evet itiraf ediyorum. Ben anladım ki mutlu olduğum zamanlarda yazamıyorum. Yani toparlayamıyorum bir türlü ne yazmak istediğimi (üstteki cümleden de anlaşılacağı üzre). . . Eskiden yazdığım zaman 'kızııım bak yeni şaheser' edalarıyla odasına daldığım ev arkadaşlarım olmadığından mıdır bilmem, yazdıklarımda da pek bir edebi hava esmiyor artık. Zaten mektuplarımı saklayan dostum da olmadı hiç. Günlüğümü saklayanlar hariç :)) 

Sahi aklıma geldi de, cümlelerim nerelere gitti benim? Hayallerim vardı içime sığmayan hani. Ben nasıl da vazgeçtim bi çok şeyden değil mi? Bu gün kıpırtılar vardı aslında yüreciğimin bi kenarında. Okurken hayaller kurdum bi ders kitabını. İnanamadın değil mi? Ders kitabıydı bana hayaller kurduran. Olsundu ki, en azından hala hayal kurabildiğimi hatırlamış oldum ve bana güven: bunu hatırlamam çok iyi oldu.

 k3l3b3k gönlümde, pır pır eden bir renk keşfettim de, şimdilik sır bu, kendime bile söylemiyorum, ona söyler diye.

 Ve başardıklarımı gördüğünde sen bile şaşıracaksın eğer ben mutluluklarım arasına seni sıkıştırabilir de yazarsam. Senin için de zor değil mi? Ben yazdıkça nefes alıyor, ben yazdıkça var oluyor, büyüyorsun.

 Oysa;

 Keşke ellerin olsaydı senin..

Ve kolların. .

 Bazen şefkate ihtiyacım oluyor da benim.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

ona günlük...


Sevdiğim...

Hayat o kadar karıştu ki. Yalnız bıraktı bu şehir beni son günlerde. Heryerde tanıdık yabancılar...

Her bakıştan korkar oldum. Sen de yoksun ya nicedir, belki gelirsin diye hep hazır oturuyorum. Her telefon sesinde heyecanlanıyor gözbebeklerim.

Yoksun...

Kimbilir, olmak istediğim yerde kimler vardır şimdi. Varlığında bıraktığın boşluklar daha can yakıcıydı belki; ama... şimdi sen yoksun ya, hiç olmayacaksın ya, nasıl acıyor sol yanım her uyandığımda bi bilsen!

Sevdiğim...

Çok yalnız bıraktı bu şehir beni.

Attığım her adımda seni aklıma getiriyor...

Kızıyorum!

Önemli!

Bu blog tamamen islami usüllere göre yapılmıştır.
Yapımda ve yönetimde hiç bir domuzun emeği geçmemiştir. .